Alanda 1.gün - Perşembe
3 yıllık çabalarımdan sonra İlk Rock'n Coke'um... Festival alanının yarısı hazır halde. Aslında çok daha büyük bir alan bekliyordum; ama alan düşündüğümden daha küçük gözüktü gözüme. Yine de heyecanlıyım. Büyük sahnenin karşında durmuş bakıyorum. Kulis, röportaj odası, basın çadırı diye geziyorum koca alanı. Yarın kapılar açılıyor, herkes haldır haldır çalışıyor. Allahtan hava bulutlu ki alanda yanmıyoruz. Diğer Rock'n Coke'lara göre hem tarih hem de mekân değişikliği yapıldığı için katılımcıların yorumlarını merakla bekliyoruz. Rock'n Coke'a hazırız! : )
Alanda 2.gün - Cuma
Sabah erkenden kalkıp alana geliyoruz. Havadaki bulutlara kanıp pantolon giydiğime bin pişman oluyorum çünkü öğlen saatlerinde hava 35 dereceye yaklaşıyor. Info@rockncoke'a gelen elektronik postaların haddi hesabı yok. Ofiste oturmuş röportaj saatlerine ve kanallarına karar veriyoruz. Ne yaparsak yapalım kimseyi tamamen mutlu etmemiz mümkün değil zaten. Pozitif ofisten çıkıp boş alanı geziyoruz ve birkaç saat sonra kampçılar alana giriş yapmaya başlıyor. Yarın ve Pazar günü eğlenmeye ve dinlenmeye hiç zamanımız olmayacağı için PR ekibi olarak Crazy Dance'e binmeye karar veriyoruz. Gözümüzden yaş gelene kadar gülüyoruz, başımız öyle bir dönüyor ki indiğimizde eğri yürüyoruz : ) Gece Bora Uzer'in renkli performansını, ardından da çok sevdiğim Dearhead'i köşeye sürüklediğim minderler üzerine yayılmışken dinliyorum. Yarın yorucu bir gün olacak, uyku zamanı!
Alanda 3.gün - Cumartesi
Erkenden İstanbul Park'a geldik. Röportaj kâğıtları, kalemler, telsiz ve daha birçok kâğıtla geziniyorum. Bir yandan röportajlar bitse de bir şeyler izlesem diye umuyorum ama zor... Röportajlara gelmişken aslında bugün Reset! için yapacağım Howling Bells röportajı var. Çok röportaj yapmayı sevmiyor gibi gözüküyorlarsa da aslında çok sempatik bir grup : ) Zaten röportajdan hemen sonra izlediğim performanslarıyla tüm izleyicileri etkilemeyi başardılar. Türk ve yabancıların röportajları peş peşe giderken Juliette Lewis'i izlemeye ana sahne'nin önüne gidiyorum. İlk defa Radar sahnesinde izlediğim Juliette & The Licks bizi delirtmişti, bakalım bu sefer bu kadın neler yapacak diye merak ediyorum. Juliette yine süper giyinmiş, inanılmaz havalı; ancak gündüz sıcağından mıdır bilinmez bende 2 yıl önce yarattığı etkiyi bırakamıyor. Konserden sonra tekrar kulise dönüyorum, Juliette'i Meet&Greet'i için hayranıyla bekliyoruz. Juliette ve ekibi inanılmaz mutlu bir şekilde çıkıyorlar odalarından, çok cana yakınlar. Juliette sürekli sahne kostümüyle geziyor kuliste ve Jane's Addiction ekibinin yanında. Meğersem onları çok seviyormuş! Neyse Meet'n Greet'lerde her zaman yılışma payı olduğu için Juliette şanslı fan'ı üzmeden yanağına bir öpücük kondurdu! Bu maymunluklardan sonra yoruluyorum, sıkılıyorum. Aslında festivalde en çok izlemek istediğim isimlerden biri olan The Twelves'in uçaklarıyla yaşadığı problemden dolayı gelemeyeceğini duyunca oldukça üzülüyorum... Yine de kulisin yoğun temposuna dalıp diğer işlere bakıyorum. Jane's Addiction ve birçok kişinin "Trent'i görmek istiyorummm! Nolur beni tanıştır" diyerek yalvarmasına neden olduğu Nine Inch Nails ne kuliste gözüküyor ne de röportaj veriyor. Zaten ben 2 grubu da izleyemiyorum... Gecenin beklenen ismi The Prodigy ismi ise hepimizi titretmeye yetiyor. Çabuk sinirlenebilen; ancak bizim için çok önemli bir isim ve röportaj için kendi kulislerine gittiğimizde hepimiz merakla dikiliyoruz odalarının başına. Saat 23:30 civarı sonunda röportajlar bitiyor, ben de yaşıtlarım gibi arkadaşlarımla sahne önünde deli gibi Prodigy severlerinin arasına karışıyorum. Sahnede Keith gözüktüğü anda sahne önü birbirine karışıyor, millet pogo'ya başlıyor... Bacaklarımın ağrısından bırakın zıplamayı yürücek mecalim bile yok ama özellikle The Prodigy'nin sahne önündeyseniz yaşamak için zıplamanız gerekiyor! Telsizimi koruyarak kalabalığa karışıyorum, "what up you fucking Turkish people??" diye başlıyorlar! Prodigy grubunun üyeleri hiç de yaşlanmış gibi değil, aksine yerlerinde durmuyorlar! Zıplarken kafamdan aşağıya Mojito döküldüğünü, birkaç dakika sonra da bacağımdan aşağı bira döküldüğünü görünce 7. şarkıdan sonra sahne önünden çıkıp daha tenha bir yerden konseri izleyim diyorum. Prodigy tüm hitlerini söyleyerek hepimizi mest etti!
Alanda 4.gün - Pazar
Pazar günü Cumartesi'ye göre daha renkli ve daha yumuşak gruplardan oluşuyor. Yaş ortalaması 20-22'ye düştü eminim :) Ana sahne izleyemesem de röportajlarda gözlemlediğim kadarıyla çok sempatik olduklarına karar verdiğimiz Bulgar D2 ekibi. Zaten festival için o kadar heyecanlılardı ki yanlarında içeri giren herkes fotoğraflarına çekiyor durmadan. Bugün Cold War Kids'i merakla bekliyorum. Alana çok geç gelen grubun röportajı konserden sonrasına kaldı... Ben de gidip öğlen sıcağında sahne önünden Reset! tayfasıyla konseri izliyorum. "I've seen Enough"'u söylemeleri zaten yetti de arttı bile... Bu arada Ezgi ve Onur'la girdiğimiz CWK röportajı girdiğim en eğlenceli röportaj olmasa bile yine de fena değildi. Üzerimdeki "The National" t-shirt'ünü görüp "The National festivalde miydi?" diye sormaları çok hoştu :) Meğersem onlarda The National severlermiş.
O arada herkes Manga Vs. Cartel konserini merakla bekliyor..Bende şöyle düşünüyorum: "Manga vs Cartel nedir ya?!?!". Konuyla hiç ama hiç alakam yok! Coca-Cola Zero sahnesinin ve festivalin yıldızı olacağından emin olduğumuz ve ofiste keşfettiğimiz uzaylı kız "Janelle Monae" inanılmaz havalı; ancak yine onu izleyemiyoruz. Herkez "bu kız yıkılıyooo" derken ben ancak röportaj odasına gelmesini izliyorum. Kendi halinde bir kız, ancak sonradan izlediğim videolardan fark ediyorum ki gerçekten sahnede coşmuş. Arada kaynamasına üzüldüm diğer isimlerden biri İngilizlerin parlayan isimlerinden "We Have Band" oldu. Bu arada Razorlight zamanı geldi. Jonny Borrell zayıflıktan ölecek gibi! Cool'luğuna lafımız yok; güneş gözlükleri, karman çorman saçları, skinny jeanleri ile dolanıyor alanda. Razorlight'tan sonra Kaiser Chiefs'in herkesi coşturduğunu kulisten görebiliyorum. Geçen yıl Pinkpop'da izlediğim grubun inanılmaz olduğunu zaten bildiğim için rahatım. Ve sıra festivalin son büyük ismi Linkin Park'ta. Hem grubun Meet&Greet'i, hem de röportajları bizde. İnanılmaz stres oldum tabii, adamların 4-5 tane 2,5 metre boyunda güvenlikleri kuliste dolanıyor. Sadece 2 röportaj veren Chester'ı güvenlik eşliğinde röportaj odasına götürüyorum. Kıyafetleri o kadar eski püskü ki sanki pazardan alınmış gibi! Bazı aksaklıklara rağmen Chester'ı sağ salim kulis odasına geri bırakıyorum. Bu arada koskocaman festivalde röportajlarla uğraşmaktan dışında ne yaptın diye sorarsanız alın size cevabım: Cold War kids, Kaiser Chiefs ve Chester'a badge'imi imzalattım : )
Linkin Park konserinin 5. şarkısında festival alanına ancak indim, millet zaten kopmuştu. Bir zamanlar dinlediğim Linkin Park için ölüp bitmesem de yine de onları izlemek güzeldi. Konserlerini Türk bayrağıyla sonlandırırken yürümek için ayağımı yere sürüklüyordum...
Benim için kesinlikle çok farklı bir deneyim oldu Rock'n Coke. Sonuç olarak 3 gün boyunca toplasanız 5-6 grup ancak izleyebildim; ama kulis deneyimi herkese nasip olmaz : ) Umarım hepiniz için de güzel bir festival olmuştur!
No comments:
Post a Comment